- - Sağlık bilgileri Sağlık haberleri sağlık hakkında bilgiler sağlıklı hayat için ne yapmalı sağlıklı kalmak güzeldir






Pratik sağlık bilgileri - Sağlıklı yaşam için - Sağlık Haberleri - Sağlıklı Hayatım - Sağlığın önemi

24/10/2008

Ayak bakımı-ayak güzelleştirmek-ayakları güzelleştirmek-ayaklara

AYAKLARINIZI SÜSLEYİN

Bütün bakımları tamamladıktan sonra sıra geldi süslemeye. Yazın ayaklar ojesiz olmaz. Yeni sezonda ağırlıklı renkler kırmızı ve pembe tonları moda. Bir de ayak süslemeleri çok moda. Tırnak küpeleri, çıkartmalar, süsleme boyaları bunlardan sadece birkaçı.

“Frech” (Öne beyaz şerit üzerine açık renk oje) ise her zaman temiz, bakımlı, güzel ayaklar için tercih edilebilir.

24/10/2008

Diyabetin nedenleri - Diyabet neden olur-Diyabet nasıl oluşur

Diyabetin sebepleri

Türkiye’deki diyabetli sayısı 5 milyona yaklaşıyor. Bu hastalık kalp krizi, felç, ayak sorunlarına, uzuv kaybına neden oluyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sena Yeşil, rahat yaşamla birlikte gelen hareketsizlik ve aşırı kilonun diyabeti artırdığını bildirdi.

Prof. Dr. Yeşil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, diyabetin kan şekerinin çok yüksek olmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu, enerji kaynağı olarak şekerin gerekli olsa bile, fazlasının sorun yarattığını söyledi.

Diyabeti olan bireylerde ensülinin olmaması ya da yetersiz olması nedeniyle şeker düzeyinde büyük bir artış olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Yeşil, ensülinin kan şeker düzeylerinin istenilen sınırlar içinde tutulması açısından büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.

Diyabetin, Tip 1 ve Tip 2 diye ayrıldığını, bunlardan ilkinin gençlerde, ikincisinin ise ileri yaşlardaki insanlarda sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Yeşil, şöyle konuştu:

”Rahat hayatla birlikte gelen hareketsizlik, aşırı kilo, diyabeti artırıyor, tetikliyor. Tüm dünyada diyabeti olan bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Türkiye’deki diyabetli sayısı 5 milyona yaklaşmaktadır. 21. yüzyıl, şişmanlık ve hareketsizliğe paralel olarak diyabetin arttığı bir yüzyıldır. Diyabet, dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geliyor. Dünyadaki diyabetli sayısının 2030 yılında 400 milyon civarında olması bekleniyor.”

-DİYABETİN BELİRTİLERİ VE ÖNLEMENİN YOLLARI-

Diyabetin en önemli belirtilerinin sık idrara çıkma, aşırı acıkma hissi, kilo kaybı, aşırı susama, yorgunluk, bulanık görme, deride kuruma ve kaşıntı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yeşil, diyabetin sinsi bir hastalık olduğu için bu tür belirtiler olmadığı zaman bile ortaya çıkabildiğine dikkati çekti.

Prof. Dr. Yeşil şöyle dedi:

”Ailesinde bu tür rahatsızlığı olanlar, şişmanlar, 40 yaşın üstündeki herkes kan şekerini muhakkak ölçtürmeli. Diyabeti önlemenin tek yolu az yemek ve çok hareket etmektir. Günde yarım saat yürüyüş yapılırsa ve iyi bir diyet programıyla diyabet önlenir. Bunların yapılması halinde şekere yatkın kişilerde bile diyabete yakalanma riski yüzde 58 oranında düşürülebilir. Şekerin iyi kontrol edilmesi diyabeti önler.

Diyabet, dünyadaki en önemli körlük nedenidir. Bu hastalık böbrek yetmezliği ile kalp damar yetmezliğinden ölümlerin önemli bir nedenidir. Diyabet, görme kaybı, böbrek yetmezliği, ağrı, his kaybı ve yaralara yol açabilir. Kalp krizi, felç, ayak sorunları, uzuv kaybına neden olur.”

24/10/2008

Ananaslı jöle - ananaslı jole - ananas - jöle

MALZEMELER
3 Su Bardağı Kaynar Su
1 Paket Ananaslı Jöle
1 Paket Krem Şanti
1 Su Bardağı Süt
2 Adet Limon Suyu
2 Adet Limon Kabuğu Rendesi
1 Su Bardağı Toz Şeker
4-5 Dilim Ananas (Konserve)

HAZIRLANIŞI
Üç su bardağı kaynar suyun içine bir paket ananas jölesini dökerek eritelim.Bu karışımı cam bir kalıba dökerek buzdolabına koyarak jölenin katılaşmasını bekleyelim
Bu arada bir paket krem şanti ile bir su bardağı sütü mikserle çırparak krema haline getirelim. İçine 2 limon suyu, iki limon kabuğu rendesi ve bir su bardağı toz şekeri katalım. Mikserle bütün malzemeleri iyice karışana kadar çırpalım.
Katılaşmış olan jölenin üzerine bu kremayı yayalım. Önce buzlukta sonta buzdolabında bir süre beklettikten sonra ananas dilimleriyle süsleyerek servis yapalım.
Not: Ananas yerine, portakal ya da vişne, çilek gibi mevsim meyveleri ve bu meyvelerden yapılmış jöleleri de kullanabilirsiniz.

24/10/2008

Gebelik dönemi - Hamilelik dönemi ve karşılaşılan problemler

Gebelik özellikleri yönünden üç ayrı döneme ayrılır:
1. trimester (ilk 13 hafta)
2. trimester (14-27. haftalar arası)
3. trimester (27-40. haftalar arası) olmak üzere.

İLK ÜÇ AYDAKİ FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER ve SIKÇA SORULANLAR

• Yorgunluk, halsizlik
• Bulantı ve kusmalar
• İdrara sık çıkma
• Göğüs Hassasiyeti
• Baş ağrısı ve kendini iyi hissetmeme
• Hafif kilo artışı
• Nokta şeklinde kanama (lekelenme).
• Kasık ağrısı
• Uykuya eğilim, psikolojik huy değişiklikleri

İlk üç aylık dönem vücudumuzda önemli değişikliklerin olduğu ve gebeliğe adaptasyonun gerçekleştiği bir dönemdir. Kişi bu dönemde gebeliğin ilk heyecanını yaşarken bir takım sorunlarla da karşı karşıya kalabilir.

İLK ÜÇ AYDA SIKÇA SORULAN SORULAR

“Bu bulantılarım ne zaman bitecek?”
Gebeliğin erken dönemindeki bulantı ve kusmalarda; plasentadan salgılanan hormonlar, annenin psikolojik sıkıntıları, B6 vitamini eksikliği, gebeliğe bağlı mide-barsak sistemindeki değişiklikler, tiroid bezinin normalden çok çalışması gibi pek çok neden suçlanmıştır.
Gebelikte mide ve barsaklar, gebelik hormonlarının etkisi ile daha yavaş boşalır. Buna bağlı hazımsızlık, şişkinlik ve gaz şikayetleri olabilir.
Midesinde gebelik öncesinde ülseri olanlarda bulantı ve kusma şikayetleri daha dirençli ve uzun süreli olabilir. Ayrıca bulantı ve kusmalar, stres ve yorgunluğa bağlı olarak da artabilir.

Bulantı ve kusmalar sabahları daha sık olmakla birlikte, günün her saatinde karşınıza çıkabilir. Genelde ilk gebeliklerde, genç kadınlarda ve ikiz gebeliklerde daha şiddetlidir.
Bulantılar, çoğunlukla 4 – 8 haftalıkken başlar ve 14 – 16 haftalıkta azalır. Fakat bazı kadınlarda bulantı ve kusma 3. aydan sonra başlayabilir ve bazı kadınlarda ise tüm gebelik süresince devam edebilir. Bu tür durumlarda eğer verilen ağızdan ilaç tedavilerine rağmen problem devam ederse hastaneye yatırılarak serum ile besleme gerekebilir.

24/10/2008

kordon kanı saklanması, kordon kanı, kordon kanı saklamak

Rahim içindeki yaşamda bebek göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alış verişini sağlayan organdır. Bu organ doğumdan hemen sonra görevini tamamlayarak rahim dışına atılır.

Doğumdan sonra bebeğin kordonu ile plasentası arasında kalan kana “kordon kanı” denir. Bu kanın özelliği bebeğin damarlarında dolaşan kandan farklı olması ve kan üretimde görev alan “kök hücreleri (stem cell)” içermesidir. Kök hücreler nakli (transplantasyonu) için kullanılan kök hücre kaynakları arasında plasenta dışında, kemik iliği ve kollarımızdaki kan (periferik kan) bulunmaktadır.

Kök hücrelerin en önemli özelliği, belirli uygun ortamlar sağlandığında herhangi bir doku veya organa dönüşebilme yeteneğine sahip olmalarıdır.

Kordon kanının alınarak saklanmasındaki amaç, çocuklarda yaş ilerledikçe ortaya çıkabilecek ve çoğu ağır seyirli hastalığın tedavisi için önemli bir seçenek oluşturmasıdır. Diğer belki de daha önemli bir amaç da ileride “kordon kanı bankaları”nın oluturularak ihtiyacı olan kişilerin doku tiplerine göre -kök hücre sahiplerinin rızası alınarak -bu kanlardan yaralandırılmasıdır.

Kordon kanının ne önemi vardır?
İnsan kanı içinde temel olarak “plazma” adı verilen sıvı içerisinde üç ana tip hücre vardır. Bunlar; kırmızı kan hücreleri (eritrositler), beyaz kan hücreleri (lökositler) ve pıhtılaşma elemanları (trombositler, plateletler) dir.

Esas olarak; eritrositler hücreler arasında oksijen ve karbondioksit taşımasında, lökositler organizmanın bağışıklık sisteminin çalışmasında, trombositler (plateletler) ise diğer pıhtılaşma faktörleri ile birlikte kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

Bu üç hücre grubunun hepsi de kemik iliğinde bulunan ve kök hücre adı verilen bir tür hücrenin farklılaşması ile ortaya çıkar. Yani, kemik iliğindeki kök hücreler her türlü kan hücresini oluşturabilme yeteneğindedirler ve bu üretim sürekli devam eder.
Çocukluk çağı lösemileri (kan kanseri) ile bazı kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarının varlığında kemik iliği görevini sağlıklı olarak yerine getiremez.

Öte yandan bu hastalıkların tedavisinde başvurulan kemoterapi ya da radyoterapi gibi uygulamalar kemik iliğindeki kök hücrelere zarar verir. Hastalığın ve tedavinin türüne göre bazı hastalarda kemik iliği nakli kaçınılmaz olur. Bu durumda hastanın kemik iliği ile uyumlu olan sağlıklı bir vericiden alınan sağlıklı kemik iliği ve kök hücreleri hasta kişiye verilerek sağlıklı kan hücrelerinin yeniden üretilmesi amaçlanır. Böyle bir durumda hastanın kendi akrabaları hatta kardeşleri arasında dahi uygun bir verici bulma olasılığı %25′ler civarındadır.

1980′li yılların başlarında bilim adamlarının yenidoğan bebeklerin kordon kanında da kemik iliğindekine benzer kök hücrelerin bulunduğunu fark etmeleri ile birlikte kordon kanından elde edilen bu hücrelerin belirli hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıkmıştır.

Elde edilen kordon kanının belirli koşullar altında toplanıp dondurularak saklanabileceği ve daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek kullanılabileceğini fark eden “Dr.David Harris” 1992 yılında oğlunun kordon kanını kendi laboratuarında dondurarak sakladı.

Daha sonra bu uygulamayı halka açması ile 1994 yılında Dünyadaki ilk kordon kanı bankası ABD’ nde kurulmuş oldu.
Takip eden yıllar içinde dünya üzerinde pek çok kordon kanı bankası kuruldu ve binlerce bebeğin kanı bu bankalarda koruma altına alındı.

Kök hücre naklinin kaç tipi vardır?
Eskiden kök hücre nakli yerine “kemik iliği nakli” terimi kullanılırdı. Günümüzde işlemin ana ismi “kök hücre nakli” olup, kemik iliği yalnızca kök hücrelerin elde edildiği kaynaklardan birisidir.

Üç tipte kök hücre nakli vardır:
1. Allojenik nakil: Toplanan kök hücreler bir başka kişi tarafından kullanılabilir.
2. Otolog nakil: Hastanın sağlıklı döneminde toplanan kök hücreler ileride kendisi için kullanılabilir.
3. Sinjeneik nakil: Bir hastaya kendi ikiz kardeşi (tek yumurta ikizi) kök hücre verebilir.

Kordon kanı saklamanın ne yararı vardır ?
Kordon kanı bankalarında kanların saklanmasındaki amaç bebeğin ileride kemik iliği nakli gerektirecek bir hastalığa yakalanması durumunda kendine ait sağlıklı kök hücreleri kullanılarak tedavi edilebilmesi ve bu sayede uygun kemik iliği vericisi aranması gerekliliğinin ortadan kalkmasıdır. Bu sayede kemik iliği nakline gerek kalmayacaktır. Ayrıca bu şekilde doku uyum sorunu da yaşanmayacaktır.

1994 yılından bu yana tüm dünyadaki kordon kanı bankalarında saklanmakta olan ve toplam sayısı 160.000 olduğu tahmin edilen otolog kordon kanlarının yalnızca iki tanesi otolog nakil amaçlı kullanılmıştır. Gerçekleştirilmiş olan bu iki nakilden birisi kök hücre naklinin bir komplikasyonu olan “kök hücrelerinin hastada çalışmaya başlamasındaki gecikme” nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmış ve hasta enfeksiyondan kaybedilmiştir. Diğer hastada ise başarı sağlanmıştır.

Otolog transplantasyonun bu kadar nadir olarak uygulanmasının nedeni ise bebeğin ileride kordon kanı kullanılarak tedavi edilebilecek genetik bir hastalığa yakalanması olasılığının yaklaşık binde bir gibi bir oranında olmasıdır.

Kök hücre saklamdaki diğer belki de en önemli amaç ise saklanan kordon kanları sayesinde çeşitli yerlerde “kordon kanı bankaları” oluşturularak, başkaları için de uygun görüldüğünde ve kan sahiplerinin rızası alınarak tedavi amaçlı kullanılabilecek olmasıdır. (Allojenik nakil)

Belli bir süre sonunda, belki de kemik iliği transplantasyon merkezleri yerlerini, kordon kanı bankalarına bırakacaktır.

Kordon kanı ne kadar süreyle saklanabilir?
Vucud ağırlığı büyüdükçe vücut hacmi de arttığından kordon kanındaki kök hücre sayısı tedavide yetersiz olmaktadır. Bu yüzden kordon kanı saklama süresi, bu günkü bilimsel veriler doğrultusunda en fazla 15 yılla sınırlı kalmakta ve bu nedenle yalnızca çocukluk ile erken ergenlik çağındaki hastaların tedavisinde kullanılabilmektedir. Kişiler 30-40 kg’ın üzerine çıkınca bu kanlar yine yetersiz hale gelmektedir.

Kordon kanı nasıl alınır?

Öncelikle kordon kanı saklanmasına karar verildiğinde beklenen doğumdan en az bir kaç hafta önce ilgili laboratuar ve doğumu yaptıracak olan hekime durum bildirilmeli ve gerekli hazırlıkların yapılması sağlanmalıdır. Bu sayede gerekli ekipman ve belgeler doğum anında hazır bulundurulabilir.
İşlemde bebek doğduktan sonra göbek kordonu bağlanır ve ilk 10 dakika içinde içindeki kan özel bir sistem yardımı ile torba içine toplanır.

Toplanan 40-100 ml hacmindeki kan, 36 saat içinde laboratuara gönderilir ve burada içindeki kök hücreler özel yöntemler ile ayrıştırılarak, azot tanklarında -193 derecede dondurularak saklanır.

Bu işlem, normal veya sezaryen ile olan doğumlarda uygulanabilir. Uygulama; fazla zaman almayan, yapılması kolay, anne ve bebek açısından risksizdir.

Dondurulan hücreler daha sonra gereksinim halinde çözülerek kullanılabilir.

Kordon kanı saklanması kimler için uygundur?
Bu yeni uygulama ile ilgili olarak iki farklı görüş bulunmaktadır.
Amerikan Pediatri Derneği’nin de yanında olduğu bazı araştırmacılar sadece ailelerinde kemik iliği nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan çiftlerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunmaktadırlar.

Bazı araştırmacılar ise kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu alternatifi kullanmalarını önermektedirler. İleride elde var olan kök hücrelerden yararlanılarak laboratuar ortamında bunların farklı şekillerde kullanılabileceği olasılığı bu tür bir yaklaşımı desteklemektedir.

Günümüzde kordon kanı ile tedavi edilebilen hastalıkların bazıları şunlardır:

• Çocukluk çağı lösemi ve lenfomaları
• Thalessemi (Akdeniz anemisi)***
• Aplastik anemiler (kemik iliğinde hücre üretiminin olmaması)
• Orak hücreli anemi (Sickle cell anemi)
• Amegakaryositik trombositopeni
• Nöroblastom
(*** Thalessemi doğuştan kazanılan bir hastalık olduğundan, talesemili doğan bebeklerin kordon kanları ileride kendilerine nakledilerek kullanılamaz. Yalnızca allojenik nakillerde yani sağlıklı birisinden alınan kök hücrelerin talesemi hastası bir bebeğe nakli ile tedavi sağlanabilir. Sağlıklı bir kişiden olan kök hücreler de doğumdaki kordon kanından veya kemik iliğinden temin edilebilir.)

Bazı ticari bankaların reklam broşürlerinde belitildiği gibi kordon kanının kalıtsal hastalıkların tedavisinde (thalessemi= akdeniz anemisi gibi), kalıtsal bağışıklık yetmezlikleri (immün yetmezlik sendromları) tedavisinde veya kalıtsal bir takım metabolik hastalıkların tedavisinde kullanım alanı yoktur. Çünkü kalıtsal bir hastalığa sahip bir bebeğin kordon kanından elde edilmiş kök hücrelerinin bu hastalığı tedavi amaçlı kullanılması mümkün değildir.

Saklanan kordon kanlarının çoçukluk çağında kullanılabilecek en yaygın alanı çocukluk çağı lösemileri (kan kanserleri) ve aplastik anemileridir. Yıllık görülme sıklığı 100.000 de 5 olan lösemilerin büyük çoğunluğu sadece kemoterapi ile tedavi edilebilmektedir. Ayrıca eğer kordon kanı saklanmış bir çocuğa lösemi nedeni ile kök hücre nakli gerekecek olsa, başarı açısından ilk alternatif olarak doku tipi uygun kardeşi veya başka bir vericinin kök hücreleri ile allojenik nakil düşünülmektedir. (Kaynak: Türk Hematoloji Derneği)

Tüm bu nedenler doğrultusunda saklanacak olan kordon kanlarının “bebeğin bir yaşam sigortası” olmadığı, herkesin maddi durumunu zorlayıp “olmazsa olmaz” olarak görmemesi gerektiği, yalnızca özel durumlarda bir alternatif olarak düşünülebileceği görüşü ağır basmaktadır.

Gelecekte neler olabilir?
Gelecekte kök hücreler sanki bir otomobile yedek parça üretimi gibi; karaciğer, kalp, pankreas, beyin gibi pek çok organ yanında el, kol, ayak gibi uzuvların oluşturulmasında kullanılabilecek ve bu şekilde kazalar sonrası uzuv kayıpları, şeker hastalığı, karaciğer, böbrek, kalp yetmezlikleri, nörolojik kayıplar (felç), Parkinson, Alzheimer hastalığı, bir çok genetik hastalıklar ve kanser tedavilerindeki tüm tedavi yöntemleri belki de bu yönde değişecektir.

İleri zaman içinde biz hekimler “hastalığı tedavi etmek” yerine “hastayı tedavi etmek” için uğraşacağız. Süreç alacak olan bu gelişmelerin henüz çok çok çok başında bulunmaktayız.

Bu uygulama ile faaliyet gösteren merkezler nelerdir?
Kordon kanı bankacılığı son birkaç yıl içinde ülkemizde de verilen bir hizmet haline gelmiş ve konuyla ilgili şirketler faaliyete başlamıştır. Bu şekilde bankalarda saklanılan kanların “otolog amaçlı kullanıma uygun olduğu” yani ihtiyacı olan başka bir hastaya kullanımının olamaması sakıncalı yönleridir.

Bu şirketlerin bir kısmı toplanan kanı ABD başta olmak üzere temsilcisi oldukları şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülkelerde saklarken bir kısmı kendi bankalarını kurmuşlardır.

Maalesef ülkemizde hala daha konu ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmamış ve dolayısıyla kanları Türkiye’de saklayan şirketler açısından ruhsatlandırma başta olmak üzere yasal bir zemin oluşturulamamıştır.

Ülkemizde otolog kordon kanı bankacılığı ile ilgili faaliyet gösteren yerli ve yabancı bazı şirket bankaları şunlardır:

Cryobank (California Cryobank, ABD)
BabyCord (New England Cord Blood Bank, ABD)
Genkord (İstanbul)
Acıbadem Kordon Kanı Bankası (İstanbul)
Yaşam Bankası (Ankara).

Ülkemizde allojenik kök hücre bankaları ise ticari bir amaç gütmeksizin ihtiyacı olan ve doku tiplemesi uygun kişilere hizmet amacı ile kurulmuştur. Bu bankalar;

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bulunmaktadır.

Otolog kordon kanı saklamanın maliyeti nedir?
Kordon kanı saklanması, nispeten yüksek maliyetli bir uygulamadır. Tercih edilen laboratuara göre dondurma işleminin ücreti 1000-2500$ arasıda değişmektedir. Saklama ücretleri ise yıllık 90-100 $ civarındadır.



« Önceki::

Blogcu ile yapıldı

Sağlık-Bilgisi